İl İl Türkiye
• 28/6/2007 - Trabzon Basında Karadeniz 1
İki başbakana karşılık elde var bir sahil yolu Turistleri en çok Sümela çekiyor. Şimdi bunun yanına eklenecek Çakırgöl Projesi start aldı. Sırada Santa Harabeleri var. Böylece bölge turizmini sıçratacak üçgen kurulmuş olacak.
Dün birden çok faktörün bir araya gelmesiyle Karadeniz'in ekonomik krizini asıl şimdi yaşamaya başladığını belirtmiştik. 1998'de Rusya ile ticaretin bitmesinin ardından Doğu Karadeniz ekonomisi çöküşe geçti. Ekonomik sorunları büyüdü, işsizlik patladı. Peki sorunları çözmek için şimdiye kadar neler yapıldı veya neler planlanıyor? Yeterli olup olmayacağını tartışmayı bir yana bırakarak bugün bunları ele almak istiyoruz.
Dağların arasında gizli kalmış şehir ULAŞIMININ zorluğundan dolayı şimdiye kadar gün ışığına çıkmayan ortaçağ yerleşmesi Santa şehrinin harabeleri bile çekici. 300 dolayındaki evlerde yaylaya göçenler kısa süreli konaklıyor. Ama çoğu ıssız. Bölgeye ilgi gösteren turistlerin başında gelen Rumlar için, Santa'yı görmek, hattakonaklamak çok cazip olabilir. Trabzon Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Şadan Eren, Santa'nın yap-işlet-devret sistemiyle turizme kazandırılmasına Turizm Bakanı'nın çok olumlu yaklaştığını belirtti.
Turkuaz rengini asırlardır koruyan kilise ESKİ bir Rum yerleşmesi olan Santa, Yanbolu Deresi'nin üç ayrı yamacına kurulmuş. Merkez Piştoflu olmak üzere, Binatlı, İşhanlı, Zerzili, Çakallı, Zincanlı, Zurnacılı adıyla 7 mahallesi var. Merkez Mahalle'de iki olmak üzere 8 kilise bulunuyor. Bunlardan biri de turkuaz renkli taşlarla yapılan İşhanlı Mahallesi'ndeki St. Kyriake Kilisesi. Aradan yüzyıllar geçmesine ve 1.500 rakımdaki hava koşullarına rağmen hala renginin canlılığını koruyor. Mahallerin birbirinden uzaklığı birkaç kilometreyi bulabiliyor.
1- Karadeniz Otoyolu'na hız SAHİLİ katlettiği, çevre ve görüntü kirliliği yarattığı doğru. Uzun vadede Karadeniz'in azgın dalgalarının önünde durup durmayacağı da tartışılır. Bu bölgede yol yapmanın diğer bölgelere göre maliyeti elbette yüksek. Çünkü arazi çok engebeli, dere yatağı çok, sürekli dolgu ve tünelle gidiyor yol. Denilebilir ki, bu yol güneyden, Karadeniz sıradağlarının arkasından yapılabilirdi. Ama bu durumda sahil kesiminin yola ihtiyacı yine olacaktı. Yani sahil yolunu eleştirmek kolay da yerine öneri getirmek zor. Bölge insanı yol bekliyor. Bu da en doğal hakları. Zamanında bir tercih yapılmış Rizeli ilk başbakan Mesut Yılmaz döneminde Karadeniz'e hizmet götürmenin yolu böyle bulunmuş. Rizeli ikinci başbakan Recep Tayyip Erdoğan döneminde ise yola önce kuşkuyla yaklaşıldığı, sonra gerekliliğinin anlaşıldığını, inşaatının yavaşlatılması ve hızlandırılmasından çıkartıyoruz. Gezimiz sırasında Trabzon- Akçaabat'ın Hıdırnebi Yayla Şenliği'nde rastladığımız Bayındırlık Bakanı Faruk Özak, Karadeniz Sahil Otoyolu'nun Sinop- Hopa arasının Ordu'daki küçük bir bölüm haricinde gelecek yıla yetiştirmeye çalıştıklarını söyledi. Bakan yol tamamlandığında, koyları boydan boya yeniden ele alacaklarını ve güzelleştireceklerini kaydetti. Bu yol bittiğinde Karadeniz'i en kısa mesafeden birbirine bağlayacak, ulaşımı hızlandıracak, ticareti ve turizmi canlandıracak. Maliyetleri düşürecek. Bu yönüyle bölge ekonomisine katkısı olacak. Şu anda Doğu Karadeniz illerine yaklaşık 3 milyon turist geliyor. Turizm Bakanı Atilla Koç, yolun tamamlanmasıyla bu sayının 10 milyona çıkacağını tahmin ediyor. Çünkü bu bölgeye daha çok arabasıyla gelen hemşehrilerin işini kolaylaştıracak, ulaşım zamanını önemli ölçüde kısaltacak. Üstelik Ankara-Samsun arası de çift şeritli yol haline getiriliyor. Bu durumda 10 saatlik Ankara-Trabzon hattı 6-6.5 saate inecek. Yolun kısalması ve güvenliği teşvik edici olabilir. Devletin Doğu Karadeniz'in tümü için yaptığı en yararlı proje şimdilik bu.
2- Turizm üçgeni DOĞU Karadeniz bölgesinin tarım ve ticaret yanında üçüncü gelir kaynağı turizm olmaya aday. Özellikle de doğup büyüdükleri topraklardan göç edenlerin ziyaretleri önemli turizm potansiyeli. Örneğin Trabzon'a gelen 1 milyon 250 bin turistin 250 bini yabancı, gerisi yerli ve bunun da büyük bölümü yine Karadenizli'ler. 250 bin yabancının çoğu da Sümela için geliyor. İşte Sümela'yı da kapsayacak ve bölge turizmini sıçratacak turizm üçgeni kurulmak üzere.
Çakırgöl Kayak Merkezi Sümela'nın devamında sadece 12 kilometre uzağında üçgenin ikinci ayağını Çakırgöl Kayak Merkezi oluşturacak. Çakırgöl, 3.050 metrelik bölgenin en yüksek tepesi Deveboynu'nun hemen altında yer alan bir dağ gölü. Trabzon'un içme suyu buradan karşılanıyor. Önünde kayak pistine çok uygun bir alan var. Yazın da çim kayağına uygun. Kar kalınlığı ise yeterli ve 5 aylık sürede kayak yapmaya elverişli. Bölgeyi ziyaret ettiğimiz sırada Turizm Bakanı Atilla Koç, Çakırgöl'de incemelerde bulundu, konuyla ilgili toplantılara katıldı ve sonunda projenin başlatılmasına karar verildi. Fizibilite çalışmaları ve Sümela- Çakırgöl arası 12 kilometrelik yolun büyütülmesi için 4 trilyona yakın ödenek verilmesini uygun buldu.
Santa Harabeleri Burayı tam bir turizm üçgenine çevirecek, sinerjiyi belki de katlayacak olan üçüncü ayak ise Santa Harabeleri'nin turizme açılması. Santa sahile 50 kilometre, Çakırgöl'e 15 kilometre mesafede. Hem sahilden Trabzon'un Arsin İlçesi'nden ulaşılabiliyor hem de Gümüşhane yoluyla. Önce Sümela'yı gezen, Çakırgöl'e uğrayanlar Santa üzerinden daire çizerek yeniden Trabzon'a dönebilecekler. İlk yerleşmelerin ortaçağda başladığı Santa eski bir Rum şehri. 19. yüzyılda en parlak dönemini yaşamış. 1.400- 1.500 metre yükseklikte Yanbolu Deresi'nin doğduğu üç yamaçta yedi mahalle olarak kurulmuş. Sekiz kilisesi var. Rum taş işçiliğinin güzel örneklerini oluşturan evlerden bugüne yaklaşık 300 tanesi kalmış. İki katlı evlerden Merkez mahalle olan Piştoflu'dakilerin alt katı aynı zamanda mağaza olarak kullanılmış. Santa'da demircilik ve gümüşçülük önemli bir sanat olmuş. Kiremitçilik, taşçılık, terzicilik yapmışlar. Santa'nın üstünde Gümüşki yaylası var. Burası adını eski bir gümüş madeninden almış. Hala küçük çapta gümüş madeni parçalarına rastlanıyor. Santa'da 8 kiliseden bugüne kadar 5'i gelebilmiş. İşte turizme açılması istenen yer böyle bir yer. Projeyi hazırlayan Trabzon Sanayi ve Ticaret Odası. Hem Trabzon milletvekili ve Bayındırlık Bakanı Faruk Özak hem de Kültür Bakanı Atilla Koç'un yaklaşımı çok olumlu. Trabzon Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Şadan Eren, Santa harabelerinin turizme kazandırılmasının özel sektör eliyle daha uygun olacağını, onarım ve konaklama tesislerinin kamuya ek bir finansman yükü getirmeden yap-işletdevret modeliyle gerçekleştirilebileceğini belirtti. Sümela'nın önemli bir turizm potansiyeli olduğu dikkate alınırsa, onun devamı şeklinde olabilecek Santa harabeleri projesi ile yabancıların konaklama süresi uzatılabilir. Nitekim gezimiz sırasında Trabzon'un beş yıldızlı oteli Zorlu Grand'da kalanların yaklaşık üçte birinin Sümela'yı zirayete gelen Rumlar olduğunu gördük.
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 28/6/2007 - Trabzon Basında Karadeniz 2
Karadeniz, krizini asıl şimdi yaşıyor Trabzon'da iki kez arka arkaya linç girişimi... Türkiye'nin en büyük şirketlerinden birinin tanıtım amaçlı mankenli gösterisine bu kentin merkezinde engelleme... Başbakan'ın protesto edilmesi... Artan kriminal olaylar... 33 yaşında kanserden ölen sanatçı Kazım Koyuncu'yu 10 binlerce insanın uğurlaması. Bunlar Karadenizli'nin dolduğunun, sinirli ve patlamaya hazır hale geldiğinin ön işaretleri. Bu bölgeye tatile giderken Sabah'ın İcra Kurulu Başkanı Kenan Sönmez, "Oraların durumu iyi değil, sürekli şikâyetler geliyor" demişti. Tatilin başlangıcında DİE'nin açıkladığı nüfus verilerinden de "Karadeniz'in göç etmekte" olduğunu öğrendim. Geçmişten gelen gözlemlerimle bu göçe yol açan nedenleri irdelemeyi istedim. İki haftalık gözlem, temas ve konuşmalarla şu kanaate vardım: Şimdiden hükümet düzeyinde önlem alma kararı verilmez, belirli bir strateji saptanmaz ve harekete geçilmezse, Doğu Karadeniz, gelecekte Türkiye'nin kanayan yarası haline gelmeye aday. Ekonomide yaşanan kriz yanında Karadenizli ile devlet arasına, çocuk ve genç kanserli ölümlerinin patlamasından dolayı bir Çernobil güvensizliği girmiş. Bunca yaygın işsizlik içinde bölgeye sık sık şehitlerin gelmesi de toplumu daha gergin hale getiriyor. "Şehitler bize iş başkalarına" sloganı kafalara yerleşiyor. Evet Karadeniz değişiyor, ama bu olumlu olmaktan daha çok olumsuzluğa doğru bir değişme gibi geliyor bana. Onun için de toplum önderlerinin ve Türkiye'yi yönetenlerin müdahalesini gerekli görüyorum.
İŞSİZLİK NEDENİYLE BU GÜZEL YERLERİ BIRAKIP GÖÇ EDİYORLAR Resim, Türkiye'nin en güzel yaylarından biri Pokut'a ait. Uzağında Sal Yaylası. RizeÇamlıhemşin'de yer alıyor. 360 değilse bile 300 derecelik bir görüş açısına sahip. Kaçkar zirvesini karşıdan görüyor. Yayla evleri geleneksel mimari tarzında.
DOĞU KARADENİZ'DE 2000'E YAKIN YAYLA BULUNUYOR Bu yaylalara benzer başkaları da var Doğu Karadeniz'de ve sayıları 2000 dolayında. Köyleri de yayla güzelliklerine yakın. Sahillerini ise şimdilik geç. Belki ileride düzelir. İşte geçim koşullarının zorluğu, asıl da işsizlik Karadenizli'yi bu güzelliklerden ayırıyor.
İşte bölgenin ekonomik resmi Karadeniz, Türkiye'nin en yüksek tarımsal istihdama sahip bölgesi. Üç ay içinde tarlasından karalahana toplayan, bir iş yapmış sayılıyor ve işsizler ordusuna katılmıyor. Gerçek işsizlik ise çok yaygın.
Türkiye büyürken Doğu Karadenizli'nin geliri düşüyor. Büyemeden payını alamıyor. Kişi başına düşen gelirde ve gelişmişlik sıralamasında Karadeniz illeri geriliyor.
Karadeniz'de sanayi kurularak istihdam yaratmanın maliyeti yüksek. Çünkü, iç kısımlarda iklim koşulları ve ulaşım uygun değil. Sahil kesiminde ise arazi kıt ve çok pahalı. Bu nedenle kurulan sanayinin maliyeti yüksek. Yani sanayi sektöründen bölgenin ekmek yemesi oldukça zor.
Ticaret, bölge için bir gelir ve istihdam kapısı. Ancak son yıllarda bu sektör de büyük darbe yedi. Bu bölgede ticareti canlandıran İran'a transit taşıma işi 1996 itibariyle tamamen durdu. İran'a giden mallarla 80-90'larda büyük canlılık yaşayan Trabzon, Rize ve Hopa limanları artık tamamiyle boş. İran'a taşımacılık yapanlar artık taşıtlarının vergi borçlarını ödeyemez hale gelmiş. "İş yok, güç yok. Devlet kamyonlarımızı alsın, vergi borçlarımızı silsin" diye kampanya yapıyorlar. Taşımacılar bu durumda.
Bölgeye büyük ekonomik canlılık kazandıran Rusya ve Gürcistan'la ticaret de durmuş. Gürcistan'ın ekonomik durumu iyi değil. Rusya ile ticari ilişkiler bu ülkedeki 1998 krizi ile sonlanmış ve bu pazar henüz açılamamış. Trabzon'daki Rus pazarlarında artık meyve-sebze satılıyor.
Ermenistan ile ekonomik ve ticari ilişki resmi düzeyde yok. Sınır kapısı da kapalı. Gürcistan ve Rusya'yla ticari ilişkiler asgari düzeye inince, İran da Basra Körfezi'ne yöneldiğinden dolayı Karadeniz limanlarından mal çekmeyi durdurunca, bu bölge ticari yönden yeniden tıkanmış.
Bölgede asıl istihdam deposu tarım sektörü. Tarım istihdamının toplam istihdama oranı Türkiye'de yüzde 48.4 iken, Trabzon ve Rize'de yüzde 64.3, Ordu'da yüzde 73.5, Gümüşhane'de yüzde 76.5, Giresun'da yüzde 70.3 ve Artvin'de yüzde 60.9 düzeyinde. Türkiye ortalamasının bir hayli üzerinde olan tarım istihdamı Karadeniz'in kötü kaderi. Çünkü üç ay içinde tarlasından karalahana toplayan da bir kazanç ikame ettiği için çalışanlar sınıfına giriyor, işsizler ordusundan çıkıyor. Dolayısıyla istatistiklerde Karadeniz yüzde 4'ler ile en az işsizlik düzeyine sahip görünüyor. Ama gerçek durum tam tersi. Karadeniz işsizlerle dolu. Tamam aç yok ama yoksul ve işsiz çok. Burası Türkiye'nin en yüksek tarımsal istihdama sahip bölgesi. Üstelik herkesin arasizi çok küçük. Örneğin Trabzon'da şehir nüfusunun oranı yüzde 49.1. Yani nüfusun yarısı hala kırsal alanda yaşıyor. Buna karşılık Trabzon kilometrekareye düşen insan sayısı bakımından 209 kişiyle Türkiye'nin nüfusu en yoğun beşinci ili. İstanbul, Kocaeli, İzmir ve Hatay'ın ardından geliyor.
Ekonomisi büyük ölçüde tarıma bağlı olan Doğu Karadeniz bir olumsuzluğu da, fındıkta rekoltenin geçen yıl tüm zamanların en düşük düzeyine inmesiyle yaşadı. Don olayı nedeniyle Doğu Karadeniz'de fındık üretimi beklenin üçte birini indi. Trabzon, Giresun ve Ordu'nun bundan kaybı yaklaşık 750 trilyon veya 600 milyon dolar. İşte bölgede ekonominin çarklarını ve ticaretini önemli ölçüde durduran gelişme bu.
Fındık üretimindeki büyük düşüş diğer gelişmelerle birleşince alışverişler iyice azalmış. Düğünler ertelenmiş. Bu yılki fındığı bekleyen çok var. Bu aynı zamanda işyeri kiralarının düşmesine yol açmış. Trabzon'un en işlek alışveriş merkezlerinden Kunduracılar Caddesi'nde kirası yüzde 30-40 oranında gerileyen işyerleri var.
Karadenizli'nin bir gelir kaynağı da gurbetçilik. Gerek yurtiçi gerekse yurtdışı. Yurtdışına gidenler, Almanya, Hollanda ve Fransa'da çalışanlar artık bu ülkelerde yavaş yavaş yerleşmeye ve Karadeniz'den elini ayağını çekmeye başladılar. Bölgeye daha az dış gurbetçi parası girer oldu. Bunun yanında yurtiçinde özellikle inşaat sektörünün geçmiş 5-6 yıldaki durgunluğu Karadenizli'nin geleneksel meslek kazancını vurmuş.
Bütün bunlar eklendiğinde Doğu Karadeniz 1994 krizinden de, 2001 krizinden de daha zor günler yaşamaya başlamış. Trabzon Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Şadan Eren "Biz 1994 krizini hissetmedik bile. Ama son yıllardaki gelişmelerle birlikte 2001 krizini biz galiba yeni yaşamaya başladık" dedi. Galiba Karadeniz'in ekonomisini en iyi özetleyen cümleler de bunlar. Trabzon'un tam merkezinde, linç girişiminin olduğu alanda büfeciden paket yerine tek bir sigara satın alan gence rastlıyoruz. Büfeci "Aklımıza gelmezdi. Ama işsiz, parasız gençler bizi yönlendirdi. Mecburen paketi açıp tek tek sigara satışı yapıyoruz. Bu yıl başladık" diyor.
Bölgenin bir başka geçim kaynağı ise turizm ve özellikle iç turizm. Bölgeden göç edenlerin yaz aylarında memleketlerine dönmesi, alışverişi kısmen canlandırıyor. Burada da sahil yolu inşaatı son yıllarda turizmi olumsuz etkiliyor. Yol için sahillerin doldurulması amacıyla sürekli kaya çıkarılması ve taşınması çevre sorunu ve ulaşım zorluğu yaratıyor.
Turizmi baltalayan bir başka çevre sorunu ise Ordu'dan Artvin'e kadar tüm il ve ilçelerin hiçbirinde çöp imha veya depolama tesisi olmaması. Çöpler olduğu gibi dere veya denize dökülüyor. Bu bölgede insanların duyarsızlığından ve çöp dökülecek kamu arazisinin yokluğundan dolayı şimdiye kadar tesis kurulamamış. Ama bu konuda olumlu bir gelişme sağlanmış. Bunu yarın işleyeceğim.
Karadeniz'deki bir eğilim de köylerin boşalması, boşalması, kıyı şeridinde, il ve ilçelerde yaşamın yoğunlaşması, betonlaşmayı beraberinde getirmiş.
Karadeniz'deki başka bir gelişme köylerde ev yapımının hızlanması. Bu bir istekten ziyade gelecek korkusundan kaynaklanıyor. İşsiz kalırım, gelirimi kaybettiğimde başımı sokacak bir yerim olur, diye köylerde beton ev yapımı giderek yaygınlaşıyor. Tabii bu evlerin büyük bölümü yine boş tutuluyor.
En çok göç veren bölge DİE'NİN açıkladığı son nüfus istatistiklerine göre hazırlanan bitişikteki tabloda yer aldığı gibi, Karadeniz bölgesi Türkiye'nin en hızlı göç veren bölgesi. Üstelik bu bölgenin doğurganlık oranı düşük de değil. Geçmişte Türkiye ortalamasının bir hayli üzerindeydi ama son yıllarda doğurganlık Türkiye ortalaması düzeyine düştü. Bunda kente göç yanında, eğitim düzeyinin yükselmesi ve Çernobil'den kaynaklandığına inanılan çocuk ve genç yaşta kanser ölümlerinin yaygınlığı etkili. Yakınlarında kanser görülenlerde, "Ya kanserli olursa" korkusuyla çocuk yapmama eğilimi ağır basıyor. Buna paralel olarak Doğu Karadeniz'in nüfusu azalıyor. 1990-2000 arasında nüfus yılda yüzde 0.4 artarken 2000-2010 döneminde yüzde 0.4 düzeyinde azaldı ve azalmaya devam edecek. Aynı göç olgusu Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu'da bile yok. Yani bu bölge geçim zorluğundan dolayı Türkiye'nin en çok göç veren bölgesi. Üstelik doğal güzelliklerine rağmen. |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 28/6/2007 - Trabzon Genel Bilgi
Doğal güzelliklerinin yanı sıra tarihi geçmişi, mimari ve sanatsal yapıları ile tanınan Trabzon Anadolu’nun Kuzey-doğusunda yer alan önemli bir liman kentidir. Batısında Giresun, doğusunda Rize, güneyinde Gümüşhane, kuzeyinde de Karadeniz ile sınırlanan bu kentte yeşilin her tonu ile karşılaşılmaktadır. Kuzeyde bir biri ardınca yükselen dar vadilerle sık sık kesilen dağlar ve tepeler birbirini izlemektedir. Bunlar bazen yüksek tepeler halinde denize ulaşarak sarp burunlar meydana getirmektedir.Ayrıca dağların yamaçlarından inen sert akışlı derelerin ve zaman zaman şelalelerin oluşturduğu zengin bir akarsu düzenine sahiptir. İkizdere, Değirmendere, Kuzgundere, Fol Deresi ve Zağanos Deresi bu akarsuların belli başlılarıdır.
Trabzon yöresindeki yerleşimin MÖ.10.000 yıllarında Paleolitik Çağ’da başladığı Prof.Dr.Kılıç Kökten’in 1944 yılında yaptığı yüzey araştırmaları ile mağaralardaki buluntulardan anlaşılmıştır. Buralarda Erken Tunç tarihine tarihlenen keramikler bulunmuştur. Antik coğrafyacı Strabon ise, Tibarien veya Chundiaire isimli kavimlerin yörede yaşadığını söylemiş ardından da Carassus (Giresun), Trapesusus (Trabzon) yörenin belli başlı limanları olduğunu belirtmiştir. Bunun yanı sıra Thermisoyre (Terme) civarında amazonların da yaşadığını dile getirmiştir.
MÖ.2000 yıllarında Kafkasya’dan gelen bir grup buraya yerleşmiş, MÖ.1200 yıllarında Troia’ya giden yöre sakinleri de olduğu bilinmektedir. Hititler burasını Azzi, Hayasa gibi isimlerle tanımlamışlardır. Asurluların egemenliği sırasında bölge ticari alanda ileri bir düzeye ulaşmıştır. MÖ.800’den sonra Asurluların güçlerini yitirmeye başlamasından sonra, Yunanlı sömürgeciler Karadeniz’de görülmeye başlamış, ancak Kimmerler, Amazonlar ve İskitler karşısında başarılı olamamışlardır.
MÖ.885’te Sinop dolaylarına yerleşen Miletoslular 756’da Trabzon yöresine gelmişlerdir. Besari isimli bir Rum tarihçi Trabzon’un kurucusu olarak Arkadın halkını ve Miletosluları göstermek isterse de o yıllarda burada Turanî ırkından yerli bir kavim yaşamaktaydı. Bu da şehrin ilk kurucularının Orta Asya’lı kavimler olduğu ve daha sonra gelen Miletosluların egemen olduklarını göstermektedir. Miletosluların egemenlikleri 700 yıl sürmüştür. MÖ.427-335 yıllarında yaşayan Yunanlı yazar Knesophon, Anabasis (Onbinlerin Dönüşü) isimli eserinde Pers Prensi Kyros’un kardeşi Antakserkes’e karşı savaşmak üzere Anadolu’ya gelen ücretli 10.000 Yunan askerinin Kyros’un ölümünden sonra orada kaldıklarını yazmıştır. Böylece Trapesus ismi on binlerden arta kalanların buraya yerleşmesiyle ilk kez tarihte ismini duyurmuştur.
Trabzon Pers hükümdarı Keyhüsrev zamanında İran yönetimine girmiş ve bu durum MÖ.334’de Makedonya imparatoru İskender’in Anadolu’yu ele geçirmesine kadar sürmüştür. MÖ.323’de İskender’in ölümünden sonra Karadeniz kıyılarının büyük bir bölümüyle birlikte Trabzon da Eumenes’in egemenliğine girmiştir. MÖ.280’de bir süre Mithridates ailesi yörede egemen olmuş, MÖ.298’de bağımsız bir Pontus Devleti kurulmuştur. Pontus kralı Farnakes, Trabzon yöresinde yaşayanları egemenliği altına alarak krallığını büyütmüş, merkez olarak da Sinop’u seçmiştir. O günlerde Trabzon, Pontus Devleti’nin maden, kereste ve gemi yapımını sağlayan önemli bir liman şehri idi.
M.Ö. I. Yüzyılda batıda güçlenen Romalılar Anadolu’yu da işgal etmeye başlamışlardır. Roma kralı Pompeius’un Pontus Kralı V. Mithridates’i Kelkit vadisinde bozguna uğratması üzerine Pontus Krallığı dağılmıştır. Böylece Trabzon , M.Ö. 66 yılında Roma yönetimine girmiştir. Roma’da Augustus’la birlikte M.Ö. 27 yılındani tibaren imparatorluk dönemi başlamıştır. Avgustus’un idari düzenlemesi sonucu Trabzon, Pontus Polemoniacus adı verilen vasallık içinde yer almış, İmparator Tiberius zamanında (M.S. 14-37), diğer bir idare bölümü olan Kapadokya Eyaleti sınırları içinde kalmıştır.Roma İmparatoru Neron döneminde ise (54-68) serbest kent olma ayrıcalığına kavuşturulmuştur. Trabzon bu dönemde "ünlü" ve "zengin" kent olarak tanımlanmıştır. Roma İmparatorluğunun doğu sınırının savunmasına önem veren Vespasianus zamanında (69-79) Trabzon, Kapadokya -Galatya Eyaleti içerisinde yer almıştır.
Roma İmparatoru Hadrianus döneminde (117-138) tüm Roma imparatorluğunda olduğu gibi Trabzon da yeniden imar edilmiş;dini ve askeri binalar, yollar, su kemerleri ve yakın zamana kadar kalıntıları görülebilen liman inşa edilmiştir. İmparator Hadrianus’dan sonra Trabzon’un parlak dönemi sona ermiş, 244 yılında para basma yetkisi elinden alınmıştır. Roma Döneminde basılan Trabzon sikkelerinin ön yüzlerinde Roma İmparatorlarının büstü olmakla birlikte, arka yüzlerinde Pontus Krallığı döneminden beri süregelen kendi mitolojik figürlerine yer verilmiş ve Grekçe yazı kullanılmıştır. Doğu Karadeniz Bölgesine akınlar yapan Gotlar 276 yılında Trabzon’a da saldırmış ve kent tümüyle yakılıp yıkılmıştır. Roma İmparatorluğunun son dönemlerinde IV. Yüzyılın başında Diocletian Maximian, Constantinius ve Galerius’tan oluşan dörtlü idare zamanında Trabzon’da yeniden bir takım imar etkinliklerinde bulunulduğu Trabzon Müzesinde bulunan Latince kitabeden anlaşılmaktadır.
Roma İmparatorluğu 395 yılında ikiye ayrılınca Trabzon, merkezi İstanbul olan Doğu Roma / Bizans İmparatorluğunun sınırları içinde kalmıştır. Bizans İmparatoru Iustinianus (527-564) Trabzon’da kent surlarını restore ettirerek yeni bir imar etkinliğini başlatmıştır. Heraclius zamanında (610-641) imparatorluk askeri bölgelere ayrılmış ve Trabzon kurulan Khaldia Temasının merkezi olmuştur. VIII.Yüzyılın başlarında Anadolu’ya yönelik Arap akınları Doğu Karadeniz ve Trabzon’a kadar da ulaşmıştır.
Bizans İmparatorluğunun 1204 de IV. Haçlı seferleriyle gelen Latinlerin eline geçmesi üzerine, imparator I. Andronikos Komnenos’un İstanbul’dan kaçan torunları Alexios ve David, Gürcü Kraliçesi Tamara’nın da yardımıyla Trabzon’da 1204 yılında bağımsız olarak Komnenos Krallığını kurmuşlardır. Anadolu Selçukluları ile evlilik bağı oluşturarak ve vergi ödeyerek siyasi varlıklarını sürdürebilen Komnenos Krallığı, I. Manuel Komnenos zamanında (1238-1265) en parlak dönemini yaşamıştır. Gümüşhane’deki gümüş madenlerinin etkisiyle de ekonomik olarak güçlenen Manuel I’in sikkeleri üzerinde "en mutlu" unvanı yer almaktadır.
XI.Yüzyılda Trabzon ticari öneminin yanı sıra askeri üs de büyük önem kazanmıştır. Anadolu Selçukluları Trabzon’u baskı altında tutmuş Sultan Melikşah zamanında (1107-1116) şehir Selçukluların eline geçmişse de kısa bir süre sonra Vali Thodoras Gabras tarafından geri alınmıştır.
Trabzon Aleksios Komnenıs I (1204-1222) zamanında büyük gelişim göstermiş ve Pontus devleti’nin sınırları daha da genişlemiştir. Aleksios’un İznik İmparatoru David Palaiogos ile savaşmak zorunda kalışı ile toprasklarının büyük bir bölümünü kaybetmiştir. Aleksios’un yerine geçen İmparator Andronikos I. (1222-1235) Selçukluların egemenliğine karşılık İmparatorluğuna bağımsızlık kazandırmak istemiş ve bazı girişimlerde bulunmuştur. Bunun için de gemilerini Sinop’a göndererek orasını yağmalamış, Selçuklu donanmasına büyük zarar vermiştir. Bunun üzerine Alaeddin keykubat ı (1220-1237) denizden ve karadan Trabzon’u kuşatmışsa da başarılı olamamıştır.
XIII.yüzyılın ikinci yarısında Trabzon, Erzurum tebriz yolu ile Karadeniz İran ticaret yolunun önemli bir limanı haline gelmiştir. Yüzyılın başlarında Moğolların egemenliği azalınca, bu kez Türkmenler kendilerini göstermiştir. İmparator Manuel II, Türkmenlerle (1332) İmparator Bazileus (1332-1340) Akkoyunlularla savaşmıştır. Yıldırım Beyazıt 1398’de Samsun’u ele geçirmiş ve sınırlarını Trabzon’a kadar genişletmiştir. Timur’un Anadolu’ya hücumu sırasında İmparator Manuel Komnenos III Ankara Savaşında 1402’de onun yanında yer almıştır.
İstanbul’un fethinden sonra Pontus İmparatoru Kalo İoannes IV, belirli bir vergi vererek Fatih Sultan Mehmed’in egemenliğini kabul etmiş, ancak Osmanlılara karşı Uzun Hasan’ı desteklemiştir. Bu arada Trabzon’a kaçan Bizanslılara da yardımcı olmuştur. Bunun üzerine Fatih Sultan Mehmed Hızır Bey’i Trabzon’a göndermiştir. Osmanlı donanmasının Trabzon önlerinde görülmesi (1456) üzerine hazırlıksız yakalanan imparator yılda 1000 altın vermek istemiş, Fatih Sultan Mehmed bunu 3000 altına çıkararak anlaşma sağlamıştır. Pontus Devleti Osmanlılara karşı yıkıcı girişimlerde bulunmuş ve sonunda 26 Ekim 1461’de Trabzon Osmanlıların eline geçmiştir.
Trabzon, Osmanlı Döneminde önce eyalet ve sancak olarak şehzade ve mutasarrıflar tarafından idare edilmiştir. XVI. yüzyılda, merkezi Batum olan Lazistan Sancağı ile birleştirilerek eyalete dönüştürülmüş ve bu yeni idari birimin merkezi olmuştur. 1867 yılında Trabzon’da büyük bir yangın çıkmış, bir çok kamu binası da bu sırada yanmış ve kent daha sonra yeniden düzenlenmiştir. 1868 yılında vilayet olmuş, merkez sancağı dışında Lazistan, Gümüşhane, Canik Sancakları da buraya bağlanmıştır.
Birinci Dünya Savaşı sırasında, Ruslar Trabzon’a saldırmışlar (14 Nisan 1916), ve ele geçirmişlerdir. Rus İhtilâli’nin 1917’de olmasından sonra Ruslar Trabzon’dan çekilmişlerdir. Bu sırada Karadağ’da toplanan Türk Milis Güçleri Akçaabat’a inerek Yüzbaşı Kahraman Bey’in komutasında Trabzon’a doğru yürümüşler ve 24 Şubat 1918 tarihinde Trabzon’a girmişlerdir.
Trabzon Cumhuriyet döneminde de vilayet konumunu sürdürmüştür. |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
|
|
|